AB Yolunu Kapatan AB ( 4 soruda Akdeniz Birliği)

 

NECİ LAN BU AB?

Avrupa Birliği, “Batı”nın 20. yüzyılda ürettiği siyasi teorinin bir açmazı olarak büyüdü.

“Batı”nın  yaşlı kıtası Avrupa,  20. yüzyıla  sosyalizm, faşizm, nazizm ve frankoculuk vb. totaliter ve uluşçu ideolojilerle girdi.

Rönesans ve Aydınlanma’nın  bu  dönemdeki iyi çocuğu,  yarattığı ve gurur duyduğu eseri ise ABD oldu.

ABD,  Batı’nın işbilir ve uyanık uzantılarının  yeni/genç kıtada Kızılderili ve zencilerin sağladığı rantın üzerinde yükselerek bakir topraklar da harikalar yaratmasına sahne oldu.

20. yüzyılın,  sonu ise  parlamenter demokrasiyi oturtmuş ve zihinsel karışıklığını aşmış eski kıtanın yükselmesinin dönemiydi.

Bu çok genel analiz,  1951’den 2008’e 57 yılık bir geçmişinden ayrı düşünülmemesi gereken Avrupa Birliği sürecini anlamak için önemlidir.

1951’de   Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Lüksemburg ve Hollanda Roma Antlaşmasını imzalayarak  Avrupa Kömür Çelik Topluluğu’nu kurdu.

Birlik, başlangıçta iddiasız  bir şekilde,  bu 6 ülkenin enerji kaynaklarının üretim, iletim ve pazarlama süreçlerinde bir ortaklığa gidilmesi ile sınırlıydı.

Üye sayısının 6’dan 12’ye çıkması ( Danimarka, İrlanda ve İngiltere, Yunanistan, İspanya ve Portekiz) 1986 yılını buldu.

Ortak Pazar:  AET oldu, AT oldu;  1992’de Maastricht Antlaşması ile  AB - Avrupa Birliği’nin ulaşabileceği uç noktalar tespit edildi.

 Avrupa,  kendisini “modernliğin öncüsü” sıfatıyla dünyanın geri kalan halklarından üstün görüyor. Üstünlüğünü tereddütsüz ve itirazsız yaşayamanın engeli olarak da 20. Yüzyılın ulus devlet olgusunu görüyor.

Kendi ulus devletlerinin   “Demokrasinin, bilimin, sanatın ve dahi insani tüm değerlerin kaynağı olan Avrupa Ruhu’nun ortaya çıkmasını engellediği” vehmindeler.  Bu gerçeği uluorta zikretmek ise  hristiyan demokrat olmakla, sosyal demokrat olmanın farkını oluşturuyor.

 

NİYE ALMIYOLAR ÜLEN BİZİ?

AB genişleme süreci, AB-Türkiye ilişkileri, oturmuş bir AB algısı ve kadrosu ile diğerleri arasındaki ilişki değildir.

AB, 57 yıllık bir süreçtir ve nereye gitmek istediği ilke nereye gidebileceği arasında gerilim olan bir süreçtir.

Avrupa Birleşik Devletleri hayali kuranlar için çözüm bellidir: “ulus devletleri minimize edelim, hristiyan Avrupa tek bir üst devlet tarafından yönetilsin. Dünyaya üstün batı medeniyetinin hükümranlığı altında yaşama lüksünü yaşatalım”.

Ulus devletlerinden vazgeçemeyenler, bu hayali imkansız bulanlar, ABD’nin etkisi altında bu ülkeye rakip istemeyenler vd. ise “AB,  ulus üstü bir organizasyon olarak kalsın gidebileceği yere kadar gitsin, bakalım, görelim” düşüncesindeler.

Her iki yaklaşımın projeksiyonlarında ise Türkiye’ye “sıkı ortaklık” ötesinde bir yer yok. 

Biz ise 1959’dan beri “biz de buradayız” diye ısrarla “aptal aşık” rolü oynuyoruz.  Esasen bu kızın bize yar olmayacağını gayet iyi biliyoruz. Kız güzel, alımlı, Allah var bir eksiği gediği de görünmüyor şeklen. Gel gör ki, arada kan uyuşmazlığı var. Gönül eğlendirmekse her iki tarafta kaçamaklar yapıyor ama amaç geleceği kuran bir aile oluşturmak ise ne bu kız bize gelin olur, ne de biz bu kızın ailesi bizi iç güveysi alır.

Bir imkansız aşk bu.

Bu kız, ben hayatıma bakarım, nerede huzur bulsam orada yuvamı kurarım diyemez, diyebilemez. Mayası bu değil.

Biz, bir kız uğruna çok şeyler yaparız ama gerçeği bilip aşkımızı kalbimizde yaşatmayı da başarabiliriz.

Bu AB/kız alegorisi,benim için  Türkiye’nin 50 yıllık macerasını izah etmenin en güzel yöntemiydi. Yoksa tabî ki mesele “duygusal” değil.

Uluslararası ilişkiler,  asla duygusallığın olmadığı soğuk yüzlü, soğuk kanlı alandır. Uluslar arası ilişkilerin aktörleri (devletler, devlet temsilcileri, diplomatlar, uluslar arası örgüt yöneticileri vd.) neyin olduğundan ve olması gerektiğinden çok çoğu zaman neyin olmadığı ve neyin olmaması gerektiğinden söz ederler.

20. yüzyılda ve akabinde içinde yaşadığımız yüzyılda Türkiye’ye düşen “biz AB ile çatışma içinde olmak istemiyoruz;  biz, AB’ye sırtını dönen ülke değiliz” rolü olmuştur.

Bundan dolayıdır ki Türkiye’de iktidara sağdan soldan kim gelirse gelsin “valla da billa da AB’ye girmek istiyoruz, işte de istidadımız” demek zorundadır. Devlet politikası bunu gerektirir. Muhalefet kim olursa olsun o da “AB, tehlikelidir, aman dikkat girmeyelim , girsek de kendimizden geçmeyelim, vs. vs. ”nin değişik tonlarını seslendirmek zorundadır.

 

NE DİYO BU SARKO YAVV?

 Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Hannover kentindeki Bilgisayar ve İletişim Fuarı CEBIT’in açılışını yaptıktan sonra gerçekleştirdikleri görüşmede, Akdeniz Birliği’nin sadece Fransa’nın değil, tüm AB ülkelerinin projesi olarak hayata geçirilmesi konusunda uzlaşmaya vardı.

4 Mart 2008 tarihli bu haber, yep yeni bir miladın işaretçisidir.

EURO’ya geçmemekle AB’nin geleceğinde iddiasızlığını beyan eden İngiltere meydanı Fransa ve Almanya’ya bıraktı.

Franmanya, Merkel ve Sarkozy ile AB’nin dümenini kıracak bir pozisyondalar. Türkiye’ye karşı  “hadi gözüm işin gücün rast gelsin” demekle, “ey koca yaşlı kıta bu efsane buraya kadarmış Avrupa idealimiz bitti artık, Türkiye’yi de alıp işin ruhunu bozuyoruz” demek arasında tercihe  zorlandıklarında “hadi gözüm” diyeceklerini açık ettiler.

Akdeniz Birliği, AB’nin “modernliğin bayrağı AB”  vizyonuna  halel getirmeden Türkiye ve piyangodan kısmete ne çıkarsa (Mısır, Libya, Tunus, Cezayir, Lübnan, İsrail, KKTC vs.) ile “biz ortağız ha!” operasyonuna gaz verelim projesidir.

ŞİMDİ NOLACAK EMMOĞLU?

Bundan sonra kısa vadede değişen bir şey olmayacak.

Biz yine AB aşkımız ondan vazgeçmeyiz, Akdeniz Birliği blöfünüzü de görürüz diyeceğiz.

Onlar, ülkeler arasında sıkı ekonomik işbirliği ve üye ülkeler arasında kültürel, bilimsel etkileşim için Akdeniz dayanışmasının yüceliğinden bahsedecekler.

Bizim muhalefet, “onlar ortak biz pazar”, “hristiyan klübüne hayır” , “AB’ye onurlu üyelik”, “ne ABD ne AB, tam bağımsız Türkiye” , “bu hükümet AB’ye fazla taviz veriyo canım” laflarına devam edecekler.

Ben :   "AB'ye girmemek ya da girmemek diye bir şey yoktur arkadaşlar. Türkiyeli AB, AB değildirolamaz. AB, eğer başka bir şey olmaya karar verirse Türkiye ile birlikte olur. Bakın işte size başka bir AB verelim diyorlar. Amma AB müktesabatı diyerekten yüzyıldır ihmal ettiğimzi alanda bir kıpırdanma oluyor fena da olmuyor hani, devam yoldaşlarım " demeye devam edeceğim.

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Yorum yaz!