Ben Böyle Hemşeriyi Ayakta Alkışlarım

-24 Ocak Kararları (artık 1980 tarihli Özal’ın liberal manifestosu anlamında değil, Akparti-MHP’nin milletimizin kanayan yaralarını sarma iradesini tecessüm etmesi mutabakatının tarihi olarak 24 Ocak) münasebetiyle kuyruk cenahlarındaki sancıları azan “çamuriyeti ceridesi pîri ve avanesi”ne inat, Hemşehrimize hürmeten MHP yazısı yeniden-

MHP ve Ülkücü Hareket’in aynı şey olmadığını düşünenlerdenim. Ülkücü Hareket 1970’lerde Rahmetli Türkeş’in liderliğinde CKMP ve  MHP’nin teşkilat varlığıyla mümkün olmuş ama bir partiden çok ötede ictimai derinliğe ulaşmış bir “sosyal-siyasal-ideolojik” akımdır. Akım kelimesi akıp gitmekte olduğunu, durağan bir vakıa olmadığını da anlatır.

 Bu hareket, şahsına münhasır kavramlar, teşkilatlanma tarzı, tarih algılayışı, müzik, edebiyat vb. derin bir alt-kültür  oluşturduğundandır ki ne 12 Eylül gibi bir balyozlanma harekatı, ne liderin aniden dar-ı bekaya irtihâli ne de lider kadrosundan onlarca kopuş  hareketin Türk Siyasetindeki etkinliğini sarsmamıştır.

 MHP ve Ülkücü Hareket’in aynı şey olmadığı görüşü iki şeyi aynı anda ifade ediyor. Birincisi sosyal bir akımla, başı-sonu tanımlı bir partiyi aynı görmemek; yani Ülkücü Hareket’in derinliğini görmektir. İkincisi ise bu hareketin de içinde ihtilaflar olduğu ve MHP dışında da parti-örgütlerin var olduğu gerçeğidir.

 Rahmetli Türkeş’in sağlığında bile var olan “Türkeşsiz Ülkücü Hareket” alternatif arayışları, onun vefatından sonra Türkeşsizlik ön şartına da ihtiyaç duymadan devam etmekte hatta ATP örneğinde “kime niyet kime kısmet” sürprizler yaşanmaktadır.

 MHP, Ülkücü Hareket’in büyüklüğü ve öncülüğü tartışılmaz ana örgütüdür. BBP, ATP,  Alperen Ocağı, Atsız Dergisi, Yeniçağ Gazetesi, Ramiz Ongun Çevresi, N.K.Zeybek Çevresi vd. ekiplerinin tamamı kendilerini MHP’ye göre konuşlandırmak zorundadırlar. 

 Ülkücü Hareket, son yüzyılımızın siyasi akımlarını için yapılan  üçlü kategoriden Türkçülüğe yakıştırılsa da esasen sosyal kökeni itibariyle  İslamcılıktan neşet etmiş ve Türkçü ideolojik argümanlarla baskınlaştırılmış  bir harekettir. Ülkücülüğün sosyal yapıyı koruma refleksi tamamen dini gerekçelere bağlanmıştır. Rahmetli S.Ahmet Arvasi’nin ülkücülüğün ideolojik adı olarak ürettiği Türk-İslam Ülküsü tamlaması son derece isabetlidir ve kendisinden sonra gelenleri hep etkileye gelmiştir.

 Ülkücü Hareket, Türkiye Cumhuriyetinin kurucu felsefesi ile hiçbir sorunu olmayıp iktidar elitinin kurucu felsefeyi batıcılk yönünde evirmesi ve bu sürecin oluşturduğu sosyal dokumuzu tahrip eden kültür yozlaşmasına tepkili, çözümü geleneksel olanda arayan lider-kitle etkileşimi ile  oluşmuş bir sosyal harekettir. Döneminin diğer ideolojik hareketleri dar toplumsal gruplarla sınırlı iken Ülkücü Hareket, toplumu yatay-dikey tüm kesitleri ile kavrayan bir hareket olmuştur.

 Türkeş, Ülkücü Hareket için asla Alparslan Bey olmamıştır. O, daha ilk günden Başbuğ unvanıyla karizmasında sınır olmayan bir “sembol lider” olarak var olmuştur.

 Türkeş sonrası Ülkücü Hareket, dümen simidi kırılmış bir gemiye dönme riski yaşamıştır.Bu risk, demokratik zihniyetin derindeki meşveret geleneğiyle içselleştirildiğini ispatlarcasına bir kongreler dizisi ile atlatılmıştır.

 Devlet Bahçeli, 1999’un konjonktürel etkisini de terkisine alarak geçirdiği zorlu bir sürecin sonunda, hareketi 10 yılın sonunda Türkeş’in bıraktığı yerden bir adım öteye getirebilmiştir.

 Bahçeli ile hem muhalif ülkücülerin hem de genel anlamda toplumun çelişkisi: ideolojik argümanlarda değil de sembolik değeri yüksek vakıalarda serdedilen tavır, duruş, beyanlar üzerinden “itibâri-imajsal” düzeyde kalmaktadır. Bunu çokca  Bahçeli’nin ketum ve içekapalı mizacı sağlamaktadır.

 Bahçeli’nin Arvasi’nin formüle ettiği Türk-İslam Ülküsü’nün yada ülkücülerin sıradan ortalamasının karşısındaki pozisyonu benim için de , toplum için de muamma. Bahçeli’nin ekibinden kimi siyasetçilerin “nev zuhur ulusalcılık” hakkında kesin, net ve anlaşılır karşı tezleri olmasına karşın, 22 Temmuz öncesinde geliştirilen söylem ulusalcılara yabancı gelmiyordu.

 MHP’nin 22 Temmuz seçim sonuçlarını iyi okuduğu görülmektedir. Bahçeli-Şandır ekseninin Akparti’nin  serüvenine “küskün – dışarıda” kalmaktansa,  içeride -aktif  olmayı seçtiği ve gereğini uyguladığı ortadadır.

 Akparti – MHP diyalogu, tabanı her gün iç içe olan iki sosyal akımın tepedeki 40 yıllık  “yabancılığı”nın izalesi anlamında devrimci bir misyon yüklüdür.

 Hakikaten Akpartinin kütlesel geçmişi olarak MSP-FP hattını sayacak olursak, bu hat ile MHP’nin son 35 yıldır hiçbir ciddi diyalogu yoktur. 1995’te RP adı altında seçim ittifakı yaparken bile  kerhen yan yana gelmekten öteye geçemeyen sıkı bir iletişimsizlik yaşanmıştır.

 Uyuz Selametçiler, Hoppa Kurtçular diyerek biribirleri hakkında yeterli referansları oluşturduğunu düşünen bu tepe kadrolar, tabanda bu iki akımın aralarında sadece bir su sızma mesafesi ile yaşadıklarını görmekten özenle kaçındılar.

 

Sözü dolandırmadan, kısaca söyleyeyim. MHP, Akpartiyi Amerikancı liberallerin kollarına teslim etmek istemiyorsa; Akparti,  MHP’yi önü-sonu karanlık Ulusalcıların önüne yem olarak atmak istemiyorsa Akparti-MHP diyalogu önemsenmelidir.

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır
  1. Yazan: horanta | Tarih: 2008-02-14 15:03:42
    Konu: dı andırstend
    sayın yazar: bu şöyle bir şey galiba, belki de derdimi ifade edemiyeceğim:hani ramazan bayramı'na şeker bayramı diyen ya da yazan biriyle karşılaştığımız gibi bir şey. bir çeşit algılama. sizin de akp yerine akparti demeniz gibi bir dert belki de bir nevi zihin bulanıklığımız.
    not:akım demişiken: yeter ki karaçay aksın, biz akmasak da olur.yoksa biliyorum, saka yakalar.

    Bağlantı »

Yorum yaz!