Bir İhtimal Daha Var, O da Normalleşmek mi Dersin?

Kim ki kurucu meclis diyor, bilin ki o darbecidir!

Niye mi?

Çünki, çünkiii….

 

Anayasa Hukuku okumaya başlarken  aklıma ilk takılan soruydu: anayasaları kim yapar?

 

1808 Sened-i İttifak, 1876 Kanun-u Esasi, 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu, 1924 Anayasası, 1961 Anayasası, 1982 Anayasası; hepsinin de bir hikayesi vardı.

 

Sened-i İttifak  âyanın başkaldırısı üzerine  onların temsilcileri ile yüksek devlet ricali arasında pazarlıkla oluşturulmuştu ve bağıtlanan bir senet olarak ilan edildi.

 

Kanun-u Esasi, bürokrat ve  ulemadan oluşan  hususi bir heyet tarafından hazırlanmış ve padişah fermanı olarak kanunlaşmıştır.

 

1921 Anayasası,  Milli Mücadelenin İstanbul’dan ayrı bir milli irade beyanı ihtiyacından doğan ve Ankara’da toplanan Büyük Millet Meclisince hazırlanıp onaylanan bir kanundur.

 

1924 Anayasası da keza,  İstiklal Harbinin hitamını müteakip Teşkilat-ı Esasiye Kanununu tekemmül ettirmek ve Kanun-u Esasi’yi lağvetmek, yani yeni cumhuriyeti tüm hatlarıyla yerleşik hale getirmek için TBMM tarafından hazırlandı ve kabul edildi.

 

1961 Anayasası, Darbeciler ile  atadıklarından oluşan Kurucu Meclis  tarafından hazırlandı, halkoylaması ile %62 kabul oyu ile kanunlaştı.

 

1982 Anayasası, Darbeciler ile  atadıklarından oluşan Kurucu Meclis tarafından hazırlandı, karşı propagandanın yasak olduğu halkoylamasında  %92 ile kabul edildi.

 

Şimdi ben, 17 yaşında bir genç olarak tabi ki merak ediyordum; yeni bir anayasa yapmanın yolu nedir diye? Yani illa darbe, savaş, başkaldırı mı gerekiyordu.

 

Bir millet, şöyle oturup adam gibi ben toplumsal mutabakatımı maddeleştirmek istiyorum diyemez mi idi?

 

Anayasa tarihimizin böyle bol hikayeli oluşu aslında bize özgü de değil. Dünyada da bunun kuralını koymak mümkün değildir.

 

Amerika 1787’da bir anayasa yapmış ve turnayı tam gözünden vurduğundan o günden bu güne tepe tepe kullanıyor.

 

Anayasacılığın beşiği, Manga Carta’nın ülkesi İngiltere’de mevcut anayasa diye bir şey yok.

 

İsrail’de anayasasız devletlerden.

 

Fransa’nın bol numaralı cumhuriyeti gibi bol numaralı anayasaları var.

 

Anayasalar, bir ülke halkının milli mutabakatının üzerine temellenen tüm hukukun ona göre kendini konumladığı metinlerdir. Her milli mutabakatın da kendi tarzı vardır.

2008’de yasalaşacağını öngördüğümüz  yeni anayasamız çok pratik ve temelli bir ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır.

 

56 yıldır olağanüstü/ara dönemlerin ürünü olan ve milletin vicdanında karşılığı olmayan anayasalarla yönetiliyoruz.

 

Son 25 yıldır maruz kaldığımız anayasaya aydınlarımızın ettikleri küfürleri toplasak koca bir külliyat eder.

 

Mevcut anayasa kırk yamalı bohçaya döndü. Millete, devlete dar geliyor.

 

E öyleyse milli iradenin yegane tecelligahı olan TBMM’nin bu duruma el koyması için kim kimi beklesin?  İllâ bir marş düdüğü mü çalması gerekiyor, illâ bir uluslar arası gücün dayatması mı gerekiyor?

 

Kamuda bir söz vardır, “bir işin olmasını istemiyorsanız, kurula havale ettik deyin ve edin”.

 

Şimdi postal heveslisi bir güruh, milletimizin bu en temel ihtiyacının giderilmesini sabote etmek için formül arayışındalar. Rejim değişiyor dediler tutmadı. Türban diyorlar tutturamıyorlar. Kurucu meclis lafı pek keyiflendiriyor. En son cübbeli cahiller de darbeciliklerini deşifre ettiler.

 

Her şeye rağmen bir ihtimal daha var. Güzel günler bizi bekliyor. Yalnızca kendimiz gibi olacağımız, utanmadan sıkılmadan dünyaya merhaba diyeceğimiz; ürettiğimizle geçinebileceğimiz, geleceğin bizim için umudun heyecanı demek olduğu günler bir el uzatımı yakınlıkta.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Yorum yaz!