Hadi gel! Mahallemize geri dönelim.
Haber şöyle: “Güneydoğu ve doğu illerinden Sakarya ve bölgesine fındık toplamak üzere gelen fındık isçilerinin geri dönüşlerinin trafik kazaları yaşamamaları ve yolculuklarının çileli olmaması için TCDD Genel Müdürlüğü Adapazarı- Diyarbakır arasında direk özel tren seferlerine başladı. TCDD Genel Müdürü Süleyman Kahraman’ın talimatı üzerine haftada iki gün yapılacak olan Diyarbakır’a giden İlave Güney Ekspresinin ilk seferi önceki gece saat 23.00’de Adapazarı Ariye Garından hareket etti. Kompartımanlardan oluşan 12 vagon ile 2 yük vagonunun bulunduğu İlave Güney Ekspresinde 629 fındık isçisi bulunuyor Sakarya ve çevresine 43 bin fındık isçisinin bulunması üzerine TCDD’nin Eylül ayı boyunca haftada iki gün Adapazarı-Arifiye arasında ilave tren seferleri yapılacak . Tren seferleri bölgedeki fındık isçilerinin tamamı evlerine gidinceye kadar sürecektir” dedi. İlk tren seferiyle Diyarbakır’a giden fındık isçileri ise daha önceki tren yolculuklarının 3 gün sürdüğünü söyleyerek “Şimdi daha rahat” dediler.”
Yani ne olmuş: bir bürokrat, 43.000 vatandaşın yaşadığı bir sorunu görmüş, çözüm üretmiş.
Yani neymiş: bürokrat orada bulunma sebebini mevcut “statüko”yu korumak ve kollamak olarak görseymiş bir kısım vatandaşlar yollarda trafik kazalarında heder olabilirmiş. Ama bürokrat diyesi imiş ki “ben halkımın emrindeyim, aklın yolu ne ise onu oluştururum”
YÖK Başkanı da bir bürokrat; bir o kadar vatandaşımızın da başka bir sorunu var, eğitim haklarını kullanırken inançlarına göre giyinmek istiyorlar. Bürokrat diyor ki “cık, anayasayı değiştirseniz bile bu yasak kalkmaz.”
Yani neymiş: bürokrat yaptıkları basit bir idari düzenlemenin, vatandaşların çilesine neden olan bir yasağın, anayasa değişse de süreceğini iddia edebiliyormuş bu ülkede. Yani diyesiymiş ki “ben hukuk mukuk tanımam, haklar yalnızca benim verdiğimdir”
1 nolu örnek olaydaki bürokrat fındık işçisini de, tatilcisini de ayrı mahalden de olsa aynı mahalleden olduğunu biliyor. Hizmet ettiği mahalleyi illa bizim mahalle diye ayırmıyor.
2’nci olarak andığımız bürokrat ise “bunlar nerden gelmişler yahu, bizim mahalleliye benzemiyor” diyerek kendisinin bambaşka mahallerle bağlantısını ifşa ediyor.
Bu arada Çıplaklık Tüccarı Ceride başta olmak üzere yasaksever ve imansavar kadro ise Bizim Şerif’in bir aforizmasından hareketle baskıya yeni mazeret üretmek gayretindeler.
Ey mahallesiz zevat,
Siz mahalle nedir bilmezsiniz, sizin hiçbir zaman mahalleniz olmadı. Siz mahallenin kaçkınısınız. Mahalleden yıldırım gibi çıkmayı, kalabalıkların içinde hiçbir mahalleden olmadan gezmeyi marifet sandınız. Çünkü mahalle sizi tanıyordu. Mahallede olmadığınız gibi görünme imkanınız yoktu. Mahallede mahallesiz bir mekandan aparttığınız bir süsle caka satamazdınız. Mahallenin ortasında uzaydan gelmiş gibi yabancı kalacağınızı bildiğinizden, mahalleden geçerken asla sağınıza solunuza bakamadınız siz. Mahalleyi romanlardan, filmlerden öğrenmeye çalıştınız.
Biz mahalleliler, dün buradaydık, bugün buradayız, yarın da burada olacağız. Bizim mahâlimiz, mahallemiz burası.
Biz, 1000 yıldır buralıyız. Atalarımız, dedelerimiz, nenelerimiz bu topraklarda yaşamışlar. Bizim torunlarımızın da bu topraklarda yaşayacaklarından hiçbir endişemiz yok. Siz de bize akrabasınız; şu kafalarınızdaki örümcek ağlarını temizlemek için yapmanız gereken sadece basit bir hareket.
0 yorum yazılmıştır